1 kişi kendisini tutuyor, 3 arkadaşı var.
|
|
halklar kardeştir3 üyesi var. üyelik serbest. |
GÖZLERİN
gözlerine dalmışım...
sanki sonsuz güzellikde sanki eşsiz
sanki benİm o gözlerin.
her sözünde o anı yasadığım ; gözlerınde kaybolurken
o denli hüzün , mutluluk
aynı anda yaşanırken
ben herşeye rağmen bana bakan gözlerin seninkiler olmasını istedım..
sanki benliğimi unutup rüzgarına kapıldığımda
saçların tel tel ellerimde ...
ve yağmur
karanlık ama görüyorum ...
bir an için zaman dursun istıyorum
gözlerin hiç ayrılmasın gözlerimden
Bişey sorma..
sadece dinle yagmuru yüreğinde..
bırakma ellerimi.....
boşer ne derse desi herkes.!
sen sadece gozlerime bak;
Ben Sende Kaybolurken
Ellerimi Bırakma ...
AŞK TERÖRİZMİ
Gelin bir oyun oynayalım.Şimdi yazacağım soruyu önce kendinize, sonra eşinize sorun.
"Eşiniz çok hasta... Acilen ilaç lazım. Çabuk olmazsanız onu kaybedebilirsiniz. Evden fırlayıp bir eczaneye dalıyorsunuz. İlaç eczacının elindeyken fark ediyorsunuz ki, cebinizde 5 kuruş yok. Ne yaparsınız?"
Cevap için üç yıldızlık bir ara veriyorum.
Cevaplar tamamsa, kendi verdiğiniz cevapla, eşinizinki arasındaki farka şaşmış olmalısınız. Çünkü kriz durumlarında kadın ve erkek davranışlarını karşılaştıran bir araştırmada sorulan bu soru, kadınlar ve erkeklerden tamamen farklı yanıtlar aldı.
Soruyu yanıtlayan erkeklerin tamamına yakını şöyle dediler:
"İlacı eczacının elinden kapar kaçarım".
Kadınların yanıtı ise çoğunlukla şöyleydi:
"Eczacıya durumu anlatır, ilacı parasız vermesini rica ederim. Olmazsa kapı önüne çıkar birilerinden borç isterim. Alır kaçarsam, yakalanıp eşimi hepten ölüme terk etme tehlikesi vardır".
Bu kısa test bile, kadınlarla erkeklerin hayata nasıl farklı yaklaştıklarını kanıtlıyor. Erkeklerin fevriliğine karşı kadınların sorun çözmedeki soğukkanlılığı ve değişik çareler deneme ısrarı kayda değer...
Farklı cinslerin, "kriz yönetimi"ndeki farklı tavırlarına ilişkin bu deneyi bana hatırlatan, Levent Kırca ile Oya Başar'ın boşanma üzerine sergiledikleri "son parodi"leri oldu. Boşanmalarına ilişkin basın toplantısında Kırca "ilacı kapıp kaçma" telaşındaydı. Başar ise "eşi can çekişirken eczacıya soğukkanlılıkla dert anlatmaya çalışan bir kadın" görünümünde...
İzlerken, "Aşkta masumiyeti yitirdik" cümlesi döküldü ağzımdan...
Bu, bir süre önce okuduğum bir kitabın ilk cümlesiydi.
"İkili İlişkilerde Terörizm" (Varlık Y. İst. 1997) başlıklı bu kitapta psikoterapist Michael Vincent Miller neredeyse tam da ekranda izlediğimiz tartışmayı anlatıyordu.
Aslında Kırca ve Başar'ın tartışmada kullandıkları üslup ve geliştirdikleri suçlama-savunma mekanizmaları çoğumuza tanıdık gelmiş olmalı. Çünkü bunlarda, modern bir evliliğin bütün klişeleri, hataları, çıkmazları vardı:
Ses yükseltmeler, karşıdakinin ağzının payını vermeler, çözüm yerine suçlu aramalar, sorunun nedenini bir dedikoduya veya "Beni bunun için mi boşadın"a indirgemeler, buz dağının altında yatan sorunları görmek istemeyip, suyun üzerindekine ilişkin laf oyunları yapmalar, hem barışmak isteyip hem tribünler önünde kuyruğu dik tutmaya çalışmalar... vs...
Miller, boşanma kararından hemen önce "son bir umut"la kendisine terapiye gelen çiftlerin genellikle "para, cinsel uyumsuzluk, ev işlerinin dengeli paylaşılmaması" gibi ikincil nedenleri öne sürdüklerini, ancak aslında bunların altında bir başka neden yattığını söylüyor:
"İktidar çatışması..."
Miller'a göre günümüz beraberliklerini "iki kişilik bir iç savaş"a dönüştüren en önemli etken bu... Amerikalı psikolog, sadece aile içi kavgaların değil, sevgi dolu aşk sözcüklerinin altında da bu güç mücadelesinin yattığına, "artık sevginin iktidar savaşından ayrılamaz hale geldiğine" inanıyor.
Aşk, uzun yıllar baskı altında tutuldu. Bugün "aşkta özgürleşme" çağı yaşanıyor. Ancak Miller, bu özgürlük görüntüsünün altında çiftlerin "maske" takıp birbirlerine rol yapmaya başladıkları ve manipülasyona dayalı yeni bir baskı dönemi yarattıkları kanısında... O anlamda, çiftler arası her iletişimin "denetimi kim ele geçirecek" sorusunda düğümlendiğine inanıyor.
Miller'a göre kadınlar daha çok yakınlık, erkekler daha çok özgürlük istiyor. Biri terk edilmekten, diğeri esir edilmekten korkuyor. O yüzden de, birbirlerinden en çok istedikleri şey, yani sevgi, onları en çok kaygılandıran şeye dönüşüyor. Ne birbirlerine yakınlaşabiliyor, ne uzaklaşabiliyorlar. Bir soğuk savaşı yaşayıp gidiyorlar. Bıçak kemiğe dayanınca da terapiye geliyorlar.
Ben son izlediğimiz basın toplantısının "Kırca'ların halka açık terapi seansı" olduğunu düşünüyorum.
İki karizmatik kişiliğin medya önünde sürmüş ilişkileri, medya önünde bir "iktidar hesaplaşması"yla sonuçlanıyor.
Anlaşılan o ki, günümüz aşıklarının asıl sorunu sevgiyi, iktidar savaşının elinden kurtarabilmek olacak.
Yöntemi nasıl olursa olsun aslolan, hastaya ilacı yetiştirebilmektir çünkü...
Aslolan hastayı sevmektir.
CAN DÜNDAR
ÇÜNKÜ
Seni anlattım sayfalarca
Bende kalan neyin varsa
Bir şişeye koydum sonunda
Denize attım
Benden uzak ol istedim
Düşünmekten vazgeçtim
Kaçtım saklandım ormanın içinde
Kimse bulmasın istedim
Çünkü seni
Sevmeye, görmeye gücüm yok benim
Basit bir cümleden ibaretim
Seni unutmaya çok istekliydim
Beceremedim
Kırıldı düşler sözlerinde
Bir çocuğun gözlerinde
Öldürdüğün bir aşktı bu
Sakladım çekmecemde
Benden uzak ol istedim
Düşünmekten vazgeçtim
Kaçtım saklandım ormanın içinde
Kimse bulmasın istedim
Çünkü seni
Sevmeye, görmeye gücüm yok benim
Basit bir cümleden ibaretim
Seni unutmaya çok istekliydim
Beceremedim
HAYALLER
Düşlerimde yalnız kalmak çok zordu
Hayallerim benim için oyundu
Hayaller birer birer
Kapımı çalıp girdiler
Sonra da terk edip gittiler
Gözlerimden bir damla yaş süzüldü
Umutlarım hayallere dönüştü
Hayaller birer birer
Kapımı çalıp girdiler
Sonra da terk edip gittiler
Yalnız kalmak bir oyundu
Hayaller birer birer
Kapımı çalıp girdiler
Sonra da terk edip gittiler...
DÜN GECE
Dün gece başka dudaklar öptüm ben
Dudaklarım kanadı
Kalbim acıdı
Dün gece başka birinin tenine dokundu ellerim
Ellerim acıdı
Dün gece başka renkte bir çift göz
Baktı gözlerime
Gözlerim ağladı
Ellerim yanarken
Dudaklarım kanarken
Birtek sendin aklımdan çıkmayan mutluluk
İçim kan ağlarken
Ruhum seni arıyorken
Kollarımda başkasıyla
Seni unutmak için
Seni unutmak için
Seni unutmak için
Gidenlerin ardından hep ağlanır mı derler
Dün gece
başka dudaklar öptüm ben
Dudaklarım kanadı
Kalbim acıdı
Dün gece başka birinin tenine dokundu ellerim
Ellerim acıdı
Dün gece başka renkte bir çift göz
Baktı gözlerime
Gözlerim ağladı
Ellerim yanarken
Dudaklarım kanarken
Birtek sendin aklımdan çıkmayan mutluluk
İçim kan ağlarken
Ruhum seni arıyorken
Kollarımda başkasıyla
Seni unutmak için..
Gidenlerin ardından hep ağlanır mı derler
Oysa senin ardından kalan bu güzel sözler
Seni çok sevmiştim ...
YALAN
Artık senin için yazmıyorum şarkılarımı
Artık senin için dökmüyorum gözyaşlarımı
Artık senin ardından beklemiyorum kapıları
Artık sensin diye açmıyorum telefonları
Yalan,yalan...
Yalan hepsi yalan
Seni sevmediğim, istemediğim,
Ardından hiç gitmediğim
Hepsi yalan..
Seni sevmediğim yalan..
İstemediğim yalan...
DEFOL!!!!
Dur dinle sözümü kesmeden,her şeyi yok edip gitmeden.
Ah kaç mevsim geçirdik aşksız sen ve ben;
Yok olmuş anılar kimsesiz,sen ve ben gibi sahipsiz,
Kaç gönül kırdın böyle dengesiz;
Şimdi yalanların kadar kirlendin sen,
Gözyaşlarım kadar temizdim oysa ben.
Şimdi git,defoooooooooooooooLLLL....